Elimden geldiğince Köy Enstitüleri ile ilgili yazılar paylaşmaya çalışacağım. 1. bölüm ile başlıyoruz;

“Eğer bir yerde kitaplar yakılıyorsa, orada eninde sonunda insanları da yakacaklardır” sözünü kanıtlarcasına, Köy Enstitülerindeki kitapları sakıncalı diye yakanlar, 40 yıl sonra Madımak’ta insanları yakacaktı.

Hatta Köy enstitülerine “gayri milli” ve “fuhuş yuvası” diyen zihniyet, yıllar sonra andımızı kaldıracak, milletin adına Türk demekten imtina edecek ve yine bu milletin çocuklarını, tarikat yurtlarında istismarın kollarına atacaktı.
Şimdi soralım.
Araştıran ve sorgulayan bireyler yetiştirdiği için ağaların ve din tüccarlarının korkulu rüyası olan Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, acaba ilkokul mezunu bir meczubu Mehdi zannedenlerin darbe yaptığı bir ülke olur muyduk?

Herkesin bir müzik aleti çaldığı, resim, tiyatro ve heykel dersleri aldığı bu okullar kapatılmasaydı, bugün resimleri yırtar, heykelleri yıkar, kadınlarımızı tiyatro sahnelerinden men eder miydik?

Yıllar sonra bile İsrail’in bizden alıp uyguladığı Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, çocuklarımız, her sene sil baştan inşa edilen yapboz eğitim sistemlerine ve adaletsiz sınavlara maruz kalır mıydı?
Arıcılık, Marangozluk, Demircilik ve Tarım derslerinin verildiği Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, dışarıdan saman ithal eder miydik veya köyden kente göç olur muydu?

Kadın ve erkeğin birlikte yaşama iklimi içerisinde eğitim gördüğü Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, kadına şiddetin bu kadar fazla olduğu bir toplum olur muyduk?

Köy enstitülerinin kurucularından Hasan Ali Yücel şöyle demişti: “Köy enstitülerinin bütün günahı omuzlarıma, sevabı başkalarına olsun. O kurumların günahı bile bana yeter.

Ahmet Özgür Türen, Köy Enstitüleri Dosyası

(Ahmet Özgür Türen Beye Aynı Adlı kitabından dolayı Teşekkürler. Kitaptan alıntılar bulunmaktadır.)

Paylaşmaya Nedersin?